Bugun...


GEL, NAMAZLA HUZUR BULALIM
Gazetemizde Ramazan ayı boyunca yayımlanacak makalelerden ikincisi 'Gel,Namazla Huzur Bulalım başlıklı yazı DİB. Yay. Hadislerle İslam eserinden Diyanet İşleri Başkanlığı Vaizi Fatih Çelik tarafından derlenerek hazırlandı.

GEL, NAMAZLA HUZUR BULALIM
+ -

Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden, sayamayacağımız kadar nimetleri bahşeden, en büyük nimet olan iman ile bizi şereflendiren ve yeniden mübarek Ramazan ayına ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, hayatıyla hidayet yollarını bizlere gösteren, Ramazan ayına vermemiz gereken değeri öğreten Habib-i Huda Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’e, O’nun ehl-i beytine ve ashabına salat vesselam olsun. Şehr-i Ramazanımız mübarek olsun. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken onlara şöyle bir soru sordu: “Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve o nehirde günde beş defa yıkansa, o kimsede kirden eser kalır mı?” Sahâbe-i kirâm, “Kalmaz Ya Resûlallah” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu namazlarla günahları yok eder.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6.) Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen namâz, sözlükte “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” manalarındaki Arapça salât kelimesinin (çoğulu salavât) karşılığı olarak Türkçe ’ye geçmiştir. Terim olarak salât tekbirle başlayıp selâmla son bulan, belirli hareket ve ilahi sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Rabbimizin bizlere bahşettiği her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Mesela zekât malımızın şükrüdür. Namaz ise bedenimizin şükrüdür. Nitekim biz yoktuk. Rabbimiz bizi yoktan var etti. Her türlü nimeti bizlerin istifadesine sundu. Bizlere bu kadar nimeti sunan Yaratanımıza karşı şükretmemiz gerekir. Bu şükrün bir karşılığı ise namaz da saklıdır. PEYGAMBERLER TARİHİNİN EN KÖKLÜ İBADETİ OLAN NAMAZ, YÜCE DİNİMİZ İSLAM’IN BEŞ TEMEL ESASINDAN BİRİDİR. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde İslam’ın şartını bizlere şöyle öğretir: “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân, 2.) Namaz; insanın ruhu, bedeni, aklı, yüreği, sevgisi ve hürmetiyle, kısacası bütün varlığıyla Allah’a yönelişinin sembolüdür. İnsanoğlu ne zaman Rabbinin kulluk davetine gönülden icabet edip namazlarını eda etmişse, o zaman gerçek anlamda huzura kavuşmuştur. Ancak ne zaman namazlarını ihmal edip Rabbiyle arasındaki bağı zayıflatmışsa, o zaman da nefsani arzularının esiri olmuş ve hüsrana uğramıştır. Kur’ân-ı Kerîm, namazın belirlenen âdâb içerisinde, huşû ve sorumluluk bilinciyle ve aksatmadan eda edilmesi gereken bir ibadet olduğunu birçok yerde vurgulamaktadır. Âyetlerde namaz anlamındaki “salât” ile eksiksiz ve devamlı olarak yerine getirme anlamındaki “ikâme” kelimeleri yan yana kullanılarak namazın, vaktinde, eksiksiz bir biçimde, şartlarına riayet edilerek, dosdoğru ve özenle kılınması gerektiğine dikkat çekilmektedir Ezanın ulvi davetiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza duran mümin, aşkını, bağlılığını, itaatini ve teslimiyetini O’na arz eder. Bu haliyle namaz, müminin hasretle beklediği ve Yüce Yaratanına en yakın olduğu buluşma anıdır. Namaz dünyaya ait telaşe, dert ve sıkıntıları bir kenara bırakarak çıkılan mukaddes bir yolculuktur. Asli vatanı olan cennetten uzağa düşmüş insanın, ihlasını ve istikametini koruyan bir hayatla Rabbine dönme arzusudur. Nitekim Peygamberimizin ifade buyurduğuna göre, “Cennetin anahtarı namazdır.” (Tirmizî, Tahâret, 1.) Namaz, şükür ve minnettarlık zamanıdır. Yaratan ve yaşatan, nimet verip doyuran, koruyan ve bağışlayan Allah Teâlâ’ya karşı, müminin vefa borcudur. Bir meyvenin veya sebzenin tadını ancak onu tadarak anlarız. Bizde namazın tadını anlamamız için kılmaya başlamamız gerekir. Özellikle şimdiye kadar namaz kılmamış olan kardeşim varsa şöyle bir soru soralım: Allah’a secdeden uzak geçen ömürde ne kazanıldı. Elimize geçen ne oldu? Şimdi bir karar verelim. Namaza yönelelim. Kıldıkça tadına varacağız. Kıldıkça lezzetini alacağız. Hak Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût, 29/45.) Evet, namaz, arınma ve korunma çabasıdır. Namazlarına değer veren, özen gösteren, tekbirinden selamına kadar namazın bütün rükünlerini dosdoğru ve huşû içinde eda eden bir mümin, ibadet şuuruna sahip demektir. İbadet şuuru ise kul olma bilincidir. Allah’ın daima kendisini gördüğünü ve işittiğini bilerek, takva, merhamet ve nezaketle yaşamaktır. İşte bu sebeple namaz, müminin sadece ibadet borcunu değil, aynı zamanda üstün ahlâkını da temsil eder. Namaz kılan kişi, her türlü aşırılıktan, kabalıktan ve şiddetten korunur. Namazla güçlenen maneviyatı sayesinde, hayâ ve edebe aykırı davranışlardan uzak durur. NAMAZDA KULUN KENDİSİNİ ALLAH'IN HUZURUNDA HİSSEDEBİLMESİ İÇİN NE GEREKİYOR? Namazda huşû; dikkati dağıtacak dış etkenlerden uzak olup kalbin Allah’a bağlanabilmesi ile gerçekleşir. Kişinin iç dünyasında yaşadıkları, düşünceleri namazındaki huşûunu etkiler ve davranışlarına da yansır. Bu sebeple namaz kılarken kişi Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilincinde olmalı, zihin ve gönül dünyası ile namaza yönelmeli; sağa sola bakmak, elbisesiyle oynamak ve ta’dîl-i erkâna riayet etmemek gibi hâl ve hareketlerden kaçınmalıdır. Okuduğu sûre ve zikirlerin anlamına odaklanmaya çalışmalıdır. Bunun yanında namazda iken akla gelen harici düşüncelerin peşine düşmemeye ve Rabbinin huzurunda olduğunu hatırlayarak zihnini toparlamaya gayret etmelidir. Huşu, iki yerde kalpte ve uzuvlarda söz konusudur. Huşunun aslı kalpte tezahürü bedende olur. Kalp Allah’a itaat edip boyun eğerse azalar da boyun eğer. Namazı huşu ve ihlas ile kılmanın göstergesi, kişinin haramlardan ve günahlardan uzak olmasıdır. Çünkü gafletle kılınan namaz, insanı kötülüklerden alıkoyamaz. Bu tür kimsenin namazdan kârı yorulmaktan ibarettir. TÜM PEYGAMBERLER NAMAZA DAVET ETTİLER Namaz, bütün peygamberlerin Allah’a yönelişinin en somut göstergesidir. Peygamber Efendimize, “Şüphesiz benim namazım da, kurbanım da, hayatım da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 6/162.) demesi emredildiği gibi, Hz. İbrâhim de, “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle.” (İbrâhîm, 14/40.) diye dua etmiştir. Hz. İsmâil, “Halkına namazı ve zekâtı emretmişti.” Meryem, 19/55. Lokman (a.s) “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl.” (Lokmân, 31/17.) diye tavsiyede bulunmuştur. Allah, Hz. Musa’ya, “Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (Tâ-Hâ, 20/14.) diye emretmiştir. Hz. Meryem Rabbine ibadet etmek, secdeye kapanmak ve O’nun huzurunda eğilenlerle beraber eğilmek ile emrolunmuştur. Hz. İsa da “Nerede olursam olayım yaşadığım sürece Allah bana namazı emretti.” (Meryem, 19/31.) demiştir. Resûl-i Ekrem’in ibadet hayatında “Namaz, gözümün nuru kılındı.” (Nesâî, İşretü’n-nisa,1.) diye buyurduğu dediği namazın özel bir yeri vardı. İnsanlara ilâhî hakikatleri bildirmekle vazifelendirilmesinin akabinde, tıpkı diğer peygamberler gibi o da namaz kılmakla da emrolunmuştu. Peygamberimizin kendi oğlu gibi yakınlık gösterdiği azatlı kölesi Zeyd b. Hârise’nin naklettiğine göre, vahyin indiği ilk dönemde Cebrail (a.s) kendisine gelmiş ve ona abdest ile namazı öğretmişti. Namaz yüce bir hayat tarzı için gerekli olan vicdânî hürriyeti sağlar. İnsanları nefsin köleliğinden kurtarıp en değerli hazineleri zamanı en verimli biçimde kullanmalarını temin eder. Nefsin kulluğundan kurtulan, zaman hazinesinin farkına varan ve zamanın süreli ve sınırlı imkânlarını en iyi biçimde değerlendiren mü’min, sürekli kendini değiştirip dönüştürme çabası içinde bulunur. İSLAM’DA NAMAZ, ORUÇ, ZEKÂT VE HAC GİBİ BÜTÜN İBADETLER ZAMANLA ALÂKALIDIR. Namaz, belli bir zaman dilimine bağlı olarak kişiye vacip olur. Oruç Ramazan’da, Hac Zilhicce’de, Zekât zengin olduktan sonra bir yıl geçmesiyle farz olur ve zenginlik devam ettiği sürece tekerrür eder. Namaz aynı şekilde tayin ve tespit edilen vakitler ile farz olur. Nitekim Kur’an’da, “Muhakkak namaz, müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisâ, 4/103.) ayeti namazın farziyetinin vakte bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bu yüzden namazın farzları arasındaki “vakit” in ayrı bir yeri vardır. Doğan her canlı gibi insan da doğumuyla birlikte ölümle nişanlanmıştır. Vakit tamam olup kendisine takdir edilen süre bittiğinde nişanlısıyla vuslatını gerçekleştirecek ve hayatının dünya sayfasını kapatacaktır. İnancımıza göre ölümle birlikte başlayacak ve sonsuza dek sürecek olan ahirette durumunun nasıl olacağını ise insanın, kendisine sunulan sınırlı ve kısacık dünya hayatını nasıl değerlendirdiği belirleyecektir. Rabbimiz üzerine yemin ederek önemine dikkat çektiği Asr (zaman) suresinde ise insanın, ömür sermayesini ancak iman ve salih amel ile birlikte hak ve sabırdan yana sergileyeceği davranışlarla en güzel şekilde değerlendirebileceğinden bahsetmektedir: “Asra yemin ederim ki, İnsan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.” (Asr,103/1-3) Çağımızdaki teknolojik gelişmelerin, getirdiği kolaylıklarla insana daha fazla zaman kazandırdığı düşünülmektedir. Oysaki sanılanın aksine teknolojinin sunduğu imkânlar, insanın önünde sınırsız bir ilgi ve meşguliyet sahası açtığından bu alanlara bilinçsiz yönelişler çoğunlukla zamanın boş ve yararsız şeylerle zayi edilmesiyle sonuçlanmaktadır. Dünyada ve sonsuz ahiret hayatında başarı ve mutluluğu yakalayabilmenin yolu, hiç şüphesiz en kıymetli varlığımız olan zamanı, bilinçli ve planlı yaşamak, iyi yönetebilmek, yararlı ve güzel işlerle değerlendirmekten geçmektedir. Rastgele, bilinçsiz ve plansız bir hayatın akışında doğru limana varmak mümkün olmadığı gibi günün sonunda duyulan pişmanlığın telafisi de mümkün olmayacaktır. Bu sebeple kendisini, varlık gayesini ve Rabbini bilen şuurlu bir mümine düşen, kendisine sunulan tekrarsız ve telafisiz ömrünü, kendisi için en önemli ve en öncelikli meşguliyetlerle değerlendirmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), zamanı kullanma konusunda çoğu insanın aldandığına, önemli işleri ertelemek veya ihmal etmek suretiyle zaman yönetiminde hassas olmayanların, sonunda zarar ettiklerine şu güzel beyanlarıyla işaret etmektedir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” (Buhârî, Rikâk, 1.) Bir ayet-i kerimede hayatlarını kötü geçirerek heba etmiş kimselerin iş işten geçtikten sonra telafi için yapacakları karşılıksız yakarışlara şöyle yer verilmektedir: “Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın.” (Münâfikûn, 63/ 10.) Peygamberimize ve onun şahsında bütün müminlere hitaben Kur’an’da şöyle buyrulur: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” Allah Resûlü (s.a.s), bu emrin gereği olarak her sabah kızı Hz. Fatıma’nın kapısına uğrar ve “Ey ev halkı! Haydi, namaza!” diyerek onları namaza davet ederdi. Bugün bizler de aynı şekilde kendimizi ve ailemizi namaza alıştırmakla sorumluyuz. O halde, namazın şifa veren, güven ve sükûnet aşılayan ikliminde Rabbimizle buluşmaktan ailece mahrum kalmayalım. Bu hayatta “dinimizin direği”, ahirette ise “hesabımızın ilk sorusu” olan namazlarımızı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki, namaz bir külfet değil, aksine kendimizi tanımaya, yenilenmeye, zikir, şükür ve tefekkür ile olgunlaşmaya vesile olan eşsiz bir nimettir. Sevgili Peygamberimizin müjdesiyle vaazımızı sonlandıralım: “Kim, Allah’ın bir emri olduğunu kabul ederek, rükûlarına, secdelerine, abdestlerine ve vakitlerine özen göstermek suretiyle beş vakit namazı kılmaya devam ederse cennete girer.” Geliniz, namazla huzura varalım. Geliniz, namazla huzur bulalım. Cenâb-ı Hak her yeni günümüzü bir öncesinden bereketli, sağlıklı, huzurlu ve mutlu kılsın. Âmin




Bu haber 74 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI